Sure 37 · Mekkî · 182 ayet
As-Saaffaat
سُورَةُ الصَّافَّاتِ
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
- 523. cüz · sayfa 446
رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
- 623. cüz · sayfa 446
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
- 723. cüz · sayfa 446
وَحِفْظًۭا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍۢ مَّارِدٍۢ
(Gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan korumak için.
- 823. cüz · sayfa 446
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍۢ
Onlar, artık mele-i a 'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
- 923. cüz · sayfa 446
دُحُورًۭا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ وَاصِبٌ
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
- 1023. cüz · sayfa 446
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌۭ ثَاقِبٌۭ
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
- 1123. cüz · sayfa 446
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍۢ لَّازِبٍۭ
Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
- 1223. cüz · sayfa 446
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
- 1323. cüz · sayfa 446
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
- 1523. cüz · sayfa 446
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌ
Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
- 1623. cüz · sayfa 446
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı , diriltileceğiz ?
- 1823. cüz · sayfa 446
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
- 1923. cüz · sayfa 446
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
- 2023. cüz · sayfa 446
وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
(Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
- 2123. cüz · sayfa 446
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
- 2223. cüz · sayfa 446
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
(Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını toplayın.
- 2323. cüz · sayfa 446
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
Ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını onlara cehennemin yolunu gösterin.
- 2423. cüz · sayfa 446
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
- 2623. cüz · sayfa 447
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
- 2723. cüz · sayfa 447
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
- 2823. cüz · sayfa 447
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan (hayır yönünden) gelirdiniz (de bizi ondan alıkordunuz.)
- 2923. cüz · sayfa 447
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
(Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz.
- 3023. cüz · sayfa 447
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًۭا طَٰغِينَ
Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
- 3123. cüz · sayfa 447
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
«Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.»
- 3223. cüz · sayfa 447
فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
«Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»
- 3323. cüz · sayfa 447
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍۢ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Şüphesiz o gün onlar, azapta ortaktırlar.
- 3523. cüz · sayfa 447
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Çünkü onlara: Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık bir ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
- 3623. cüz · sayfa 447
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍۢ مَّجْنُونٍۭ
«Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız?» derlerdi.
- 3723. cüz · sayfa 447
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
- 3823. cüz · sayfa 447
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
- 3923. cüz · sayfa 447
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
- 4023. cüz · sayfa 447
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Ancak amellerinde ihlâs sahibi olan Allah'ın (O'nu birleyen) kulları bunun dışındadır.
- 4423. cüz · sayfa 447
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde,
- 4523. cüz · sayfa 447
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۭ
onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
- 4723. cüz · sayfa 447
لَا فِيهَا غَوْلٌۭ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
- 4823. cüz · sayfa 447
وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌۭ
Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
- 4923. cüz · sayfa 447
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌۭ مَّكْنُونٌۭ
Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
- 5023. cüz · sayfa 447
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَسَآءَلُونَ
İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
- 5123. cüz · sayfa 447
قَالَ قَآئِلٌۭ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌۭ
İçlerinden biri: «Benim, bir arkadaşım vardı» der.
- 5223. cüz · sayfa 448
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
- 5323. cüz · sayfa 448
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
- 5423. cüz · sayfa 448
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
(O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
- 5523. cüz · sayfa 448
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
- 5623. cüz · sayfa 448
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
«Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
- 5723. cüz · sayfa 448
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.
- 5923. cüz · sayfa 448
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
Birinci ölümümüz hariç ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz?
- 6123. cüz · sayfa 448
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.
- 6223. cüz · sayfa 448
أَذَٰلِكَ خَيْرٌۭ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
- 6323. cüz · sayfa 448
إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةًۭ لِّلظَّٰلِمِينَ
Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
- 6423. cüz · sayfa 448
إِنَّهَا شَجَرَةٌۭ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
- 6523. cüz · sayfa 448
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
- 6623. cüz · sayfa 448
فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
(Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
- 6723. cüz · sayfa 448
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًۭا مِّنْ حَمِيمٍۢ
Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
- 6823. cüz · sayfa 448
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
- 6923. cüz · sayfa 448
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
Kuşkusuz onlar atalarını sapıklık üzere buldular da
- 7123. cüz · sayfa 448
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu sapıklığa düştü.
- 7223. cüz · sayfa 448
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
- 7323. cüz · sayfa 448
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
- 7523. cüz · sayfa 448
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌۭ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
- 7623. cüz · sayfa 448
وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
- 7723. cüz · sayfa 449
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
- 7823. cüz · sayfa 449
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
- 8023. cüz · sayfa 449
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
- 8323. cüz · sayfa 449
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
- 8523. cüz · sayfa 449
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
- 8623. cüz · sayfa 449
أَئِفْكًا ءَالِهَةًۭ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
«Allah'tan başka birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?»
- 8723. cüz · sayfa 449
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
«O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?»
- 8823. cüz · sayfa 449
فَنَظَرَ نَظْرَةًۭ فِى ٱلنُّجُومِ
Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
- 9123. cüz · sayfa 449
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? dedi.
- 9323. cüz · sayfa 449
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
- 9523. cüz · sayfa 449
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
- 9623. cüz · sayfa 449
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
- 9723. cüz · sayfa 449
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًۭا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
- 9823. cüz · sayfa 449
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًۭا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
- 9923. cüz · sayfa 449
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
(Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek.
- 10023. cüz · sayfa 449
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
- 10123. cüz · sayfa 449
فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍۢ
İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
- 10223. cüz · sayfa 449
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
- 10323. cüz · sayfa 450
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
- 10523. cüz · sayfa 450
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
- 10623. cüz · sayfa 450
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır,
- 10823. cüz · sayfa 450
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık:
- 11223. cüz · sayfa 450
وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّۭا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim’e) İshak'ı müjdeledik.
- 11323. cüz · sayfa 450
وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌۭ وَظَالِمٌۭ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌۭ
Kendisini ve İshak’ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
- 11423. cüz · sayfa 450
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
Andolsun biz Musa’ya da Harun'a da nimetler verdik.
- 11523. cüz · sayfa 450
وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
- 11623. cüz · sayfa 450
وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
- 11723. cüz · sayfa 450
وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
- 11923. cüz · sayfa 450
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
Sonra gelenler içinde, diye (iyi bir nam) bıraktık.
- 12123. cüz · sayfa 450
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
- 12223. cüz · sayfa 450
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
- 12323. cüz · sayfa 450
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
- 12423. cüz · sayfa 450
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
(İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
- 12523. cüz · sayfa 450
أَتَدْعُونَ بَعْلًۭا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
Yaratanların en iyisi olan, Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
- 12623. cüz · sayfa 450
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da.
- 12723. cüz · sayfa 451
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için (cehenneme) götürüleceklerdir.
- 12823. cüz · sayfa 451
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi
- 12923. cüz · sayfa 451
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
- 13123. cüz · sayfa 451
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
- 13423. cüz · sayfa 451
إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
- 13523. cüz · sayfa 451
إِلَّا عَجُوزًۭا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
- 13723. cüz · sayfa 451
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
(Ey insanlar!) Elbette siz de sabah onlara uğruyorsunuz.
- 13923. cüz · sayfa 451
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
- 14023. cüz · sayfa 451
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
- 14123. cüz · sayfa 451
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
- 14223. cüz · sayfa 451
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
- 14323. cüz · sayfa 451
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
- 14423. cüz · sayfa 451
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
- 14523. cüz · sayfa 451
۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌۭ
Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
- 14623. cüz · sayfa 451
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةًۭ مِّن يَقْطِينٍۢ
Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
- 14723. cüz · sayfa 451
وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
- 14823. cüz · sayfa 451
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍۢ
Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
- 14923. cüz · sayfa 451
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
Putperestlere sor; kızlar Rabbinin de, erkekler onların mı?
- 15023. cüz · sayfa 451
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًۭا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
- 15123. cüz · sayfa 451
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar,
- 15223. cüz · sayfa 451
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
«Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
- 15723. cüz · sayfa 452
فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
- 15823. cüz · sayfa 452
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًۭا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
- 15923. cüz · sayfa 452
سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
- 16023. cüz · sayfa 452
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
- 16223. cüz · sayfa 452
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
- 16423. cüz · sayfa 452
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌۭ مَّعْلُومٌۭ
(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır.
- 16823. cüz · sayfa 452
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًۭا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı,
- 16923. cüz · sayfa 452
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
mutlaka Allah’ın ihlâslı kulları olurduk!
- 17023. cüz · sayfa 452
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
- 17123. cüz · sayfa 452
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
- 17423. cüz · sayfa 452
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
- 17723. cüz · sayfa 452
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
- 18023. cüz · sayfa 452
سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
- 18223. cüz · sayfa 452
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!